BİSMİLLAH

Resulullah (s.a.v) Mekke'den Medine'ye hicret ederken ilk yaptığı iş mescit inşa etmek olmuştur. Küba mescidi, sonra Mescidi Nebevinin temellerini atmış. Yani İslam'ın ilk icraatı cami-mescit olmuştur. Bu mescitten nice sahabe efendilerimiz yetişmiş ve nesiller boyu camiler müminlerin yetişme ve yetiştirme mekânı olmuştur.

Bugün ise maalesef camiler kimsesiz ve yetim, mahzun ve üzgündürler. Ben camilerin Resulullah'ın (s.a.v.) üzerine çıkıp hutbe irat ettiği kütük gibi ağladıklarını hissediyorum. Çünkü Nebi (s.av) kütüğe çıktığı zaman camide, mescitte gençler vardı. Eshab-ı Suffa vardı, cıvıl cıvıl koşuşan okuyan çocuklar vardı. Hasan ve Hüseyin vardı. Camiler ağlıyor bu günkü Musab'ları, Enes'leri ve Usame'leri bekliyor, bugünün Hasan ve Hüseyin'lerini bekliyorlar. Çok değil bundan yirmi yıl önce camiler cıvıl cıvıl idi. Yine orda Mus'ab'a benzer Ahmet'ler, Enes'e benzer Sertip'ler ve Usame'ye benzer Mahmut'lar vardı.

Şimdi boşalan camilerimizi doldurma zamanı gelmiştir. Mescitleri birkaç yaşlı amcaya bırakmamak lazımdır. Oralara her Müslümanın, dava adamının çoluk çocuğu ile doldurması, vakit namazlarını camide cemaat ile kılması, her caminin imamından ders alma talebinde bulunması, evlilik ve nikah işlemlerini orda yapmaları lazımdır. Her ne kadar Camilerimizi Asrı Saadette ki gibi bir fonksiyona getiremezsek bile yapacak çok şeyimiz olduğunu unutmamak gerekir.

Asrı Saadette Resulullah (s.a.v.) ve Ashabı tüm işlerini camide icra ediyorlardı. Camide; devlet işleri, evlilik, ders ve talim, sulh ve mahkeme işlerini, hemen hemen tüm işlerini burada yani camide görüyorlardı. Her ne kadar şimdi her iş için bir kurum varsa da biz müminler ve dava adamları en azında camide cemaatle namaz kılmalı ve Kur'an dersleri için oraları boş bırakmamalıyız. Bilmeliyiz ki Caminin yolu cennete çıkar. Her İslami davayı kendine dert edinen dava adamı ki tüm yaptığı çalışma Allah'a kulluk ve ibadet içindir. O vakit camiyi yani Allah'ın evini terk etmemeli oraları ihya etmeye çalışmalı ve şenlendirmelidir. Allah-u Teala Tövbe Suresi, 18. Ayette şöyle buyuruyor; Allah'ın mescitlerini, yalnızca Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayanlar onarabilir. İşte, hidayete erenlerden oldukları umulanlar bunlardır.

Allah'ın rızasını, cenneti arzulayan her Müslümanın, müminin kalbinde caminin yeri ve günlünde cami sevdası olmalıdır. Aksi halde Rıza-ı İlahiyi ve cenneti unutmalıdır. Bilinmelidir ki mahşer günü arşın gölgesinde gölgelenecek olan yedi sınıf insandan bir tanesi de 'kalbi mescitlere bağlı olan kimselerdir.' Unutulmamalıdır ki camisiz İslam davası yapılamaz. Düşmanlarımız bunu iyi bildiklerinden ilk başta bizi camilerden uzaklaştırma faaliyetine girişiyorlar. Binlerce insanı camilerden toplayıp hapishanelere doldurmaları bundandır. Halen bu ülkede camiye gittikleri için hapishanelerde tutuklu bulunan Müslüman dava adamları olduklarını unutmamalıyız. Amerika, İsrail ve Avrupa ülkeleri işgal ettikleri bir İslam beldesine ilk yaptıkları camileri bombalamak olduğunu görüyoruz. Bu ve buna benzer hadiseler bize camisiz İslam, camisiz iman ve camisiz cihat olamaz olduğunu gösteriyor.

Tüm bunları göz ününde bulundurarak özelikle İslami dava edinen genç kardeşlerime şöyle seslenmek istiyorum. ey kardeşlerim; haydi camileri dolduralım. Camiler sizi bekliyor ve lisanı halleri ile şöyle dediklerini duyar gibi oluyorum. Hani benim gençlerim, hani Mescit Gülleri, hani Kur'an bülbülleri ve hani Ahmet, Arif, Sertip, A.Hakim, Abdullah ve A.celil'lerim. Neredesiniz haydin sizi bekliyorum. Evet, haydi kardeşlerim camilerimizi tekrar ihya edelim.

Vesselam...