loader
Advert

ŞEYH SAİD


Mücadelesiyle tarih yazmış büyük bir şahsiyettir. Şeyh Said efendiyi anlatmak, yazmak kolay değil. Ama onu anlamak, onunla aynı inancı paylaşanlar için o kadar da zor değil. O’nun hayatını ve mücadelesini daha iyi anlamak-anlatmak için de onun doğup yetiştiği döneme-coğrafyaya hayalen gitmek ve o günün siyasi şartlarını birazda bilmek daha iyi olacaktır.

Kendileri 1865 yılında Palu’da doğmuşlar. Babası Şeyh Ali Septi Efendinin oğlu, Şeyh Mahmut Fevzi’dir. Şeyh Ali, Şeyh Halid-i Bağdadi vesilesiyle Nakşibendî dergâhına geçmiştir. Şeyh Ali aslen Bismil Çılstun köyündendir.  Şeyh Halid’in vekili olarak Lice-Hani-Palu yörelerinde halka irşad vazifesinde bulunur. O yörenin manevi hayatının öncüsü olur.  Şeyh Said Efendi Hz. Ömer döneminden beri İslam’ın-Kur’an hükümlerinin hâkim olduğu bir coğrafyada doğmuş ve yetişmiş bir önderdir.

Şeyh Said’in babası Şeyh Mahmud da irşad vazifesi için Hınıs’a yerleşir. Şeyh Said onun yedi oğlundan en büyüğüdür. Medresede, Şeriatı öğrenir, ilim tahsili için Suriye ve Irak’a gider gerekli derslerin tümünü tahsil eder. Tekkede tasavvufi bir hayat yaşayarak, onun inceliğine, hikmetine aşk ve şevkine vasıl olur. Şeyh Said medrese hayatını yaşamış ilmin ışığında gönül âlemine bakarak, bu âlemle de müşahede edilen Dünya ile de meşgul olmuştur. Böylece hem zihni hem de kalp gözü açılmış. Çevresindeki pek çok gelişmeyi çok kişiden önce fark etmiş bir şahsiyettir.

Annelerine kalan mirasla Hınıs-Kolhisar köyünü satın alıp, hayvan ticareti yapmışlardır. Öyle ki İran, Azerbaycan ve Rusya’ya kadar hayvan ticaretlerini geliştirmişler. Ticaret için de saydığım ülkelere gidip gelmiştir. Hayvanlarına çobanlık için yanlarında yüz civarında çoban çalışmaktadır.  Bununla birlikte kervan ticareti de yapıyorlarmış. Şeyh Said Efendi, yöredeki aileler arasındaki büyük anlaşmazlık, kavgalar ve kan davalarını sulh yoluyla çözüme kavuştururdu.

Şeyh’in ailesi de çevresi de âlimlerden oluşuyordu. Şeyh Said ailesinin medreseleri, medreselerinde müderrisleri vardı. Kendileri Kürtçe, Arapça, Türkçe ve Farsça bilmekteydi. Kıyam hareketinde kendisinin yardımcılarından olan Hanili Salih Bey 6 dil bilmekteydi. Aynı zamanda da medrese tahsilini bitirmiş bir zattır. Şeyh Said Efendi ve yakın arkadaşları ülke ve dünya Müslümanlarının durumlarından haberdardılar. İstanbul basınını yakından takip ediyorlardı.
Şeyh Said Efendi Şafii mezhebine mensup Sünni bir Müslüman olmasına rağmen mezhepçi değildi. O Ümmetçi bir âlimdi. Eğer öyle olmasaydı kıyamı için Tunceli ve Varto yöresindeki Alevi Müslümanlara kıyama iştirak etmeleri için davet mektupları yollamazdı. Kaldı ki onlara yolladığı davet mektuplarında kullandığı cümlelerden Ümmetçi yönü hemen kendisini göstermektedir. Tüm bunlarla birlikte Şeyh Said Efendi çok mütevazıydi. Kendi komutanlarına gönderdiği mektupların altına kendisi için ‘Mücahitlerin Hizmetkârı’ diye not düşüyordu.

Şeyh Said Efendi Müslüman bir Kürt’tü. Ama Kürtçü ve ırkçı değildi. O’nun davası İslam davasıydı. Müslüman halkların kardeşliği ve zalimlerden, zulümlerden kurtuluşlarıydı. Öyle olmasaydı Elazığ yöresindeki Müslüman Türkler kendisine yardımcı olurlar mıydı? Kendi ifadelerinden de anlaşıldığı gibi onun mücadelesi Allah ve Din içindi. Neticede İslam’ın hâkim olduğu bir beldede orada yaşayan tüm Müslümanlar gerçek kardeşlik hukuku çerçevesinde zaten eşit haklara sahip olmayacaklar mı? Bundan dolayı bütün Müslümanların Şeyh Said ve davasına sahip çıkmaları gerekmektedir.

Kıyam başlıyor;

İlk meclisin açılısı mübarek Cuma gününün bereketinden istifade edilmesi gayesiyle 23 Nisan 1920 Cuma gününe denk getirilmiştir. Her bölgeden Milletvekilleri kendi yörelerinin adı ve yöresel kıyafetleri ile katılmıştılar. Doğudan gelenlere Kürdistan, Karadeniz’den gelenlere de Lazistan mebusu deniliyordu. Osmanlı yönetiminde bulunan halkların farklılıklarını hakları görüp, doğal haline bırakıp hoşgörülü davrandığı için 600 yıl İslam ile yönetimini sürdürmüştür.  Meclis açılışı sakal-ı Şerif ve sancak-ı şerif alınarak meclisin toplanacağı yere gidilmiştir. Meclise girmeden önce dualar okunarak kurbanlar kesilmiş. Bu merasimde Cami-i Şeriften başlayarak meclis binasına kadar kolordu komutanlığı askeri birliklerince özel tören düzeni alınmıştır.

İlk mecliste 2 gurup vardır. Birinin öncülüğünü Mustafa Kemal diğerinin ise Erzurum mebusu Hüseyin Avni bey yapmaktadır. Aynı zamanda Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey de 2. gurubun öncülerindendir. Kendisi Mustafa Kemal’e muhalefetinden dolayı Topal Osman tarafından öldürülmüştür.  İlk meclis anayasası İslami ve eşit ve özgürlükçü bir anayasadır.  Yalnız Kemalist kadrolar 2. Gurubun muhalefetinden bir hayli rahatsız olmaktadırlar. Özellikle Lozan anlaşmasından sonra Mustafa Kemal’in gurubundan kopuşlar başlar ve 2. Gurup çoğunluğa ulaşır. Meclis 1. Başkan vekilliğine Hüseyin Avni bey seçilir. Yeni bir seçim için seçim komitesi meclis tarafından oluşturulur. Başına da Mustafa Kemal kendisi geçer. Seçimlerde gösterilecek adayları kendisi belirler. İlk mecliste kendisine muhalif gördüğü hiçbir mebusu aday göstermez. Ordunun seçimlere müdahalesiyle 2 istisna hariç kendisinin aday gösterdiği tüm mebuslar halk tarafından seçilmek zorunda bırakılır.  İlk formalite seçimler Temmuz 1923 te gerçekleşir. Bir yıl yeni kurulan meclis muhalefetsiz devam etmiş. 17 Kasım 1924 tarihinde mecliste Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurulmuş. Bu parti Kemalistlerle aynı idealin ayrıntıların teşkil etmesine rağmen, Kemalistler kendilerinin muhalefetine tahammül etmediler. Partiye mensup Kazım K. Bekir paşa gibi meşur olan mebuslar hariç 15 civarından mebus Ankara İstiklal Mahkemesi tarafından idam edilmiş, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’da kapatılmıştır.

1924 sonlarında devleti tamamıyla ellerine geçiren Kemalist kadrolar 20 Nisan 1921’de İlk meclis tarafından kabul edilen, İslam Şeriat’ını 7. Maddesinde kabul edildiği anayasayı yürürlükten kaldırmışlar. Medreseleri ve İslam’i tüm kurumları kapatmışlar. Kötülüklerin başı olan içkinin serbestçe içilmesine müsaade etmişler. Çıplaklığı serbest bırakmışlar.

Bin yıldır kader ve kültür birliği yapılan İslam dairesinden ayrılıp batı kültür ve medeniyet dairesine girmişlerdir.
Yeni kurulan Ulus devlet anlayışı Müslüman Türk’e dinini unut, Müslüman Kürde de hem dinini hem de Kürtlüğünü unut diyordu. Size belirlediğimiz Avrupa normlarında bir şablonun içerisine girin. O gün bunu ne Müslüman Kürt ne de Müslüman Türk kabul edebilirdi.

 Tüm bu icraatlar ve daha sayamadıklarım birde aşağıya aktardığım hadiseler Şeyh Said’in Kemalist kadrolara karşı teyakkuza geçmesine neden olmuştur.
1 Kasım 1922 yılında Ankara Meclisi tarafından saltanatlık kaldırılıyor. 17 Kasım’da İngilizler İstabul’da işgalci durumundadır.  Atatürk’ü, memleketi İngiliz işgalinden kurtarmak için görevlendirilen Sultan Vahdettin’i, İngilizler bir gemiyle İstanbul’dan, İtalya’ya sürgün ediyorlar. Ankara Meclisi 18 Kasım’da 1922’de Sultan Vahdettin’in amcaoğlu olan A. Mecid’i Halife olarak seçmişlerdir. Bu duruma İstanbul’u ellerinden bulunduran İngilizler, bir itiraz ve müdahalede bulunmazlar. Bu arada Lozan görüşmeleri 20 Kasım 1922’de Devletin Kemalist kadrolarının temsilciliğinde başlamıştır. 24 Temmuz 1923’te ise Lozan anlaşması bitmiştir. Bu anlaşmayla Kemalistler Musul ve Kerkük topraklarını İstanbul’u işgal halinde bulunan İngilizlere bırakmışlardır.  Lozan anlaşması bittikten sonra 2 Ekim 1923’te ise işgalci İngilizler İstanbul’dan kendi rızaları ile çekilip gitmişlerdir. Onlar gittikten 4 gün sonra ise Ankara hükümetinin askerleri oraya yerleşmiştir. 3 Mart 1924’te Meclis tarafından muhalefetin olmadığı, Kemalist vekillerin hâkimiyeti ellerinde bulundurduğu bir dönemde, Halifeliğin kaldırılmasıyla son Osmanlı Halifesi olan A. Mecit Hanı da ülkeden kovmuşlardır.  Tüm bu yaşananlardan sonra, Şeyh Said İngilizlerle İşbirliği içerisindeki Kemalist kadrolara karşı harekete geçmeye başlamıştır.

O bir Peygamber varisidir. Kendisini Muhammed aleyhisselamın dinine sahip çıkma hususunda sorumlu hissedip, İslam’a göre ne gerekiyorsa onu yapmayı hedeflemiştir. Kendisi Cumhuriyete ve Cumhuriyetin kuruluşuna karşı değildi. Lakin O, Kemalistlerin Cumhuriyet anlayışına karşıydı.                      

Bu münasebetle bölgedeki hemen hemen tüm Şeyhler ve aşiret ağalarıyla görüşmeler yapmış. Kendilerini, İslam’ın şiarlarına savaş açmış Kemalist kadrolara karşı mücadeleye davet etmiş. Görüşemediklerine de davet mektupları yollamış. Davet mektuplarının ulaştığı bazı aşiret ağaları ve Şeyhler durumu devlete bildirmişler.

Ağustos 1924 yılında Erzurum-Pasinler’de yaşanan deprem bahanesiyle bölgeye gelen Mustafa Kemal ve Şeyh Said’e yakın olan devlet ajanı emekli Binbaşı Kaso arasında bir görüşme yapılır. Bu görüşme Kıyam hadisesinin başlamasından 6 ay öncedir. Ajan Kasım’ın bu görüşmesinden sonra Erzurum garnizon komutanlığı yapmış Cibranlı Halit bey, (Şeyh Said’in ve aynı zamanda ajan Kaso’nun da kaynıdır) Bitlis’in ilk meclis mebuslarından Yusuf Ziya beyler ve birçok kişi ifadeleri Bitlis’te alınıp, kimisi Kurşuna dizilmiş, kimisi de asılmıştır. Şeyh Sait Efendi de bu olay kapsamında Bitlis’e ifadeye çağrılmıştır. Kendisi hastalığını öne sürerek Bitlis’e ifade vermeye gitmemiştir. İfadesinin ikamet ettiği Hınıs’ta alınmasını söylemiş. Şeyh Efendi muhtemelen Hınıs’taki güçlü nüfuzundan dolayı böyle davranmıştır. Neticede ifadeleri Hınıs’ta alınıp serbest bırakılmışlardır.

Hınıs müftüsü olan kardeşi Şeyh Bahaddin Efendi, Şeyh Said’e; Keko sen bu inkılâpları kabul etmediğini söylüyor, ben Hz. Muhammmed’in ümmetine mensup bir âlim olarak İslam’ı saf dışı eden bu harekete karşı sessiz kalamam, çünkü yarın ruz-i cezada Allah’ın resulüne ne yüzle bakacağım, ne cevap vereceğim diyorsun? Fakat bu millet olgunlaşmamış, birlik sağlanamadığından neticeye varılamaz. Sen en iyisi gel biz buradan hicret edip Türkiye’yi terk edelim deyince, Şeyh Sait efendi kardeşine kızıyor. Diyor ki Bahaddin, Bahaddin, ben bu işe elimdeki tek değnekle de olsa karşı çıkacağım diye, cevap veriyor. Ardından Bahaddin, Bahaddin sanma ki sen sağ kalacaksın, ben Amed de asılacağım zaman sen de evinde namaz kılarken öldürüleceksin, der. Gerçekten de öyle olur.
Yine Şeyh Said efendinin eşi Fatma hanımla kıyam öncesi aralarında geçen bir konuşmada, Ne ben Hz. Hüseyin’den daha değerliyim, ne de benim ailem onun ailesinden daha kıymetlidir.  Eğer ben onlara karşı çıkmazsam zebaniler sarığımdan tutup, beni cehenneme atarlar. Siz o zaman bana yardım edebilecek misiniz? Onlar bana demezler mi, Ey Said! Allah o kadar mal mülk verdi sana. Sen Allah için ne yaptın? Bunlar Allah’ın emirlerini ayaklar altına almışlar. Evet, ben Cihada başladım ve korkanlar, Cihad etmeyecekler ve hastalar gelmesinler. Bu yol korkakların yolu değildir.

Şeyh Said’in kıyamı, Hz. Hüseyin’in Kerbeladaki kıyamını andırıyor. Hedef bir vazifeyi icra etmektir. Dini İslam’ın hükümlerinin kaldırılmasına karşı sessiz kalmamak ve kendisinden sonrakilere miras olarak, Boyun Eğmemeyi bıraktı.

Şeyh Said Solhan’dan İran’a hicret için hareket edeceği zaman, onları yenemeyeceğimizin farkındaydık. Ama bu bilgi bizi Allah katında mazur göstermezdi. O yüzden kıyam etmek zorundaydık ve kıyam ettik, demişlerdir. Evet, gerçekten de bilgi, sahibine sorumluluk yükler.

Şeyh Said Efendi, 13 Şubat günü Piran’da bir düğünde davetli olarak bulunurken, yaptıkları Cuma vaazında; Medreseler kapandı, Din ve vakıflar bakanlığı kaldırıldı. Din okulları Milli Eğitime bağlandı. Gazetelerde bir takım dinsiz yazarlar, dine hakaret etmeye, peygamberimize dil uzatmaya cüret ediyorlar. Ben bugün elimden gelse bizzat dövüşmeye(kıyam etmeye, Cihad etmeye) başlar, dinin yükseltilmesine gayret ederim, demişlerdir.
Her kesin bildiği Piran hadisesinde askerler, aldıkları emir gereği kanın akmasını sağlayarak, yaptıkları provokasyonda başarılı olmuştular.
Şeyh Said Kemalist zihniyeti iyi tanıyordu. Devletin başındaki Kemalist kadroların bu provokasyonu bahane ederek, kendilerine yönelik bir kıyıma başlayacaklarını iyi biliyordu. Düşmanlarını iyi tanıyordu.

Nitekim 1930 Zilan olayında da bir kaç mahkûmun bir karakolu basıp, bir kaç asker öldürmesi neticesinde sistem, Erciş yöre halkını eşine az rastlanır bir katliamdan geçirmemiş miydi?

Şeyh Said ve yakınları Piran’da yaşananlar üzerine oradan hemen ayrılmışlar. Yol boyunca kendilerine katılanlarla birlikte Daraheni’ye(Genç) doğru hareket ettiler. Şehir 16 Şubat’ta ele geçirildi. Şehrin valisi ile birlikte küçük bir askeri birlik esir alındı. Darahêni geçici başkent ilan edildi. Vali olarak, Modan aşireti reisi Feqi Hasan atandı. Burada Şura heyetini toplayan Şeyh Said, mücadelelerinde izleyecekleri stratejiyi belirlemişlerdir. Bunun üzerine mücadele edecekleri alanları ve komutanları belirlemişlerdir.

1-Elazığ cephesi: Bu cephenin koordinesi Şeyh Şerife verildi. Bölge kapsamında Malatya, Tunceli, Maden vardı.

2-Bingöl-Çapakçur: Cephenin sorumluluğu Çan bölgesi şeyhleri adına Şeyh Hasan efendiye teslim edildi.

3-Muş cephesi: Erzurum, Bitlis ve Hınıs’ı içeriyordu. Sorumlusu Şeyh Abdullahê Melakaniydi.

4-D. Bakır Cephesi: Bu bölgenin sorumluluğunu da Şeyh Said Efendi bizzat üstlenmişler.

Şeyh Eyyüb’ün de Siverek’te mücadelesi kıyam hareketine önemli katkılar sağlamıştır. Kendileri de D. Bekir’de asılmıştır.

Şeyh Abdurrahim Palu-Ergani komutanlığını üstlenmişti. Kıyamdan sonra 1937’ye kadar direniş göstermiş.                                                                                                                                                       

Kozluk- Sason bölgesinde Aliye Unus 1930 yılında şehid edilinceye kadar Şeyh Said düşmanlarıyla savaşmış.                                                                                                                                                            

Şeyh Şemsettin’de Silvan’da kıyam harekâtına öncülük etmişlerdir. Şeyh Said Efendiyle birlikte D. Bekir’de idam edilmiştir.

Genç(Daraheni)’den sonra 21 Şubat’ta Lice ele geçirilmiş. 24 Şubat’ta Hani ve Elazığ alınmıştır. Elazığ’da Şeyhin askerleri kılığına girip halkın mallarını yağmalayanlar işe başlayınca Şeyh Şerif tellallar çıkartıp, halkın mallarına zarar verenlerin idam edileceğini duyurmuşlardır.

D. Bekir 02 Mart’tan, 19 Marta kadar Şeyh Said tarafından kuşatılmıştır. Yalnız şehre girilemedi. Sadece Mardin kapı tarafından Mehe Xele komutasındaki 140 Şeyh Said askeri şehre girebilmiştir. Onlarda Şehid olmuşlardır. Hükümetin, Fransa’nın desteğini alıp, Mardin-Nusaybin bölgesinde onların elindeki demir yolu ile D. Bekir’e asker ve mühimmat sevkiyatı yapmasıyla, uçakların da Şeyh Said kuvvetlerinin üzerine bomba ve kurşun yağdırmasıyla, D. Bakır’ın ele geçirilmesi imkânsız bir hale gelmişti. Bunun üzerine Şeyh Said yanındaki kuvvetlerle tekrar Serhat bölgesine çekilmiştir.          

Şeyh Said’i yakalamak için peşinde olan askerler bölgede birçok köyü yakarlar. Hatta bazı köylerde evleri içlerindeki insanlarla yakmışlardır. Bu köylerden bazıları şunlardır; Kuştiban, Senikanlı ve Raçkotan köyleridir.

D. Bakır’ın düşürülememesi kıyam hareketi için sonun başlangıcı olmuştur. Ardından ele geçirilen tüm yerler bir, bir Şeyh’in arkadaşlarının elinden tekrar alınmıştır. Şeyh Said Solhan’a varmış ve yanındaki arkadaşlarıyla son istişarelerini yapmıştır. Netice de İran’a Şikakan aşireti reisi Simko ağanın yanına gitmeye karar almışlardı. Ancak 15 Nisan’da hedeflerindeki İran’a doğru ilerlerken, Varto’ya 10 km mesafede, Murat nehri üzerindeki A. Rahman Paşa köprüsünde Şeyh Said’in Hain bacanağı Binbaşı Kasım’ın komplosuyla esir alınmışlardı. Şeyh Said ve yanındakiler 20 gün sonra 5 Mayıs’ta D. Bekir’e getirilmişlerdir.

Kemalistlerin ve İttihad’çıların batılılaşma projelerine ilk karşılığı Şeyh Said ve arkadaşları vermişlerdi. Onlardan önceki bütün karşı çıkışlar çok sınırlıydı. Bunun için batı, bütün imkânlarıyla Kemalist hükümetin arkasında durmuştur.

Şeyh Said, Devlet’i ve kendisini ele geçiren Kemalistler açısından en az 2 kez suçludur.  

1- İslami kimliği 2- Kürd olması Şeyh Said’e göre de Kemalistler 2 kez suçludur.                                                                                                         

1-Yeni Devlet Sisteminin İslam’a karşı olması 2- Irkçı, tek uluş dayatmacısı(faşist)olması.

İslam, Türk ve Kürtler arasındaki, yegane bağdır. Bu bağ Kemalistler tarafından koparılıp atılmıştır. Ama Dindar Türkler ve Kürtler bu bağı kendi aralarında sağlamlaştırmanın mücadelesini vermeye devam etmeliler. Şu da bilinmelidir ki bu ülke,  bu topraklar üzerinde yaşayan hem Türkündür, hem Kürd’ündür,  hepsinin ortak ülkesidir. Çünkü Haçlıların işgallerine Müslümanlar halklar olarak, hep birlikte karşı koymuşlardır. Ama Kemalistler bu gerçeği görmezden gelip maalesef ülkemizde bunu kangrenleşmiş bir sorun haline getirdiler. Bu sorundan da her iki tarafın ırkçıları istifade etmektedir.

Mahkeme tutanakları;

Soru:
Bu ayaklanmayı nerede ve ne zaman hazırladınız?

Cevap: Önceden hazırlık yoktu. Piran olayında alevlendi. Biz de düştük içine ve işe koyulduk. 
        
Soru:  O kıyametten sonra mı başa geçtiniz?

Cevap: Ben Darahêni’ye gitmeden önce orayı muhasara ediyorlardı. Jandarma meselesi olmasaydı. Hitabeden, kitabeden belki bir yıl sonra olurdu, belki 6 ay sonra olurdu, belki de olmazdı.  Ne karar verirseniz kabulümdür. Kaderim vuku bulduktan sonra, kıyamın içinde olmaktır. Kader ne ise onu göreceğim.

Soru: Kıyamınızın esbabı nedir? Onu söyleyin.

Cevap: Şeriat meselesi.

Soru: Şeriat ahkamı icra edilmiyor diye isyan ettiniz demek?

Cevap: İmam(Devlet başkanı)Şeriat ahkamını icra etmezse bu kıyamın cevazına delildir… Bütün hattı harekatımızı Kuran-ı azimüş-şan’dan istihraç ediyoruz.

Soru:
Şeyh Efendi sen söylüyorsun ki Müslümanlar birbirinin kardeşidir. Müslümanı Müslümanın üzerine kıtale sevk etmek caiz midir?

Cevap: Evet yekdiğerinin kardeşidir. İmama kıyam etmek muharebeyi ihtaç etmez mi? Kitap öyle diyor.

Soru: İslamlar mademki kardeştir. Nasıl oldu da siz Müslümanları birbiri üzerine kıtale sevk ettiniz?

Cevap: Ya Hz. Ali, muharebe ettikleri… Müslüman değil miydi? Yine kardeş kalırlar.

Soru: D. Bakırı aldıktan sonra ne yapacak ve nereye gidecektiniz?

Cevap: Maksadımız D. Bekir’e girdikten sonra bir takım adamları toplayıp ulema , fudâla ile içtima ederek, hükümetle muhabere edecektik. Men-i müskirat tatbik ettirecek(İçki yasağı uygulayacak), medreseleri açtıracaktık… Ve hükümetten Şeriatı isteyecek ve kabulü halinde raiyesi olacaktık.
Cumhuriyet gazetesi muhabiri Doğan’ın uzattığı not defterine; Siz başıma gelenlerle uğraşmayı bırakın. Umurumda değil. Bana verilen cezadan kurtulmak için hiçbir gayret göstermiyorum. Önemli olan gittiğim yolun Allah ve din yolu olmasıdır.  Muhammed Said Nakşibendî
Mahkeme Amerika, İngiliz, Rus ve Fıransız diplomat ve gazetecileri tarafından izlenmiştir. Böylelikle bir bakıma idamlar için batı dünyasından onaylar alınmış olunuyordu.                                             

Mahkemeyi izleyen İsveç elçisi; Şeyh Said’in yüce davranışları ve sadeliği şüphe götürmezdi.               

Lord kinros (oryantalist yazar); Şeyh Said sonuna kadar istifini bozmadı. Mahkeme başkanına gülümseyerek, ama kıyamet günü hesaplaşacağız diyordu.

Neticede Şeyh Sait ve 46 dava arkadaşı hakkında idam kararı verilir. 28 Haziran’ı 29 Haziran’a bağlayan gece D. Bekir Dağkapı Meydanında Şehid edilirler.

İdam edilmeden önce kendisine son sözü sorulur; Uzatılan not defterinetüm zamanlara ve insanlara kim olduğunu ve niçin ölüme yol aldığını Arapça olarak şu sözlerle haykırıyordu; Değersiz dallarda asılmama pervam yoktur. Şüphesiz benim mücadelem Allah ve din içindir. 

Şeyh Said Efendi ve dava arkadaşları idama götürülürken Allah’u Ekber diye Tekbir getiriyorlardı. Şeyh Said Efendi İngiliz işbirlikçilerine, Selahaddin yurdunun toprağından Haçlılar için şarap kabının yapılmasının pahalı olduğunu, hiçte kolay olmadığını Kıyamıyla-Kanıyla göstermiştir.
Zalimler için yaşasın Cehennem…

Yaşanan bazı mezalim

Hanili Mustafa Bey ve gencecik oğlu Mahmud da idam edilenler arasındaydı. Mustafa Bey, son isteği olarak, kendisinin oğlundan önce idam edilmesini istedi. Ancak isteği kabul edilmedi. Ve oğlu gözleri önünde ipe asıldı.

Bingöl cephesinden sorumlu Çan şeylerinden Şeyh Hasan’ın eşi, Çan köyünden gözaltına alınınca, Şeyhin 15 yaşındaki kardeşi Atik, askere taş attığı için silahla vurulup, katledilmiştir. Devletin Şeyh Said kıyamına karşı yaptığı müdahalede 206 köy yakılıp, yıkılmış. Toplamda 8752 ev kullanılamaz hale gelmiş. 15206 erkek, kadın öldürülmüştür. Yarım milyon insan ise sürgün edilmiştir.

Bu arada D. Bakır İstiklal mahkemesinde birde rüşvetli adalet yaşanacaktır. Van milletvekili İbrahim Arvas üzerinden Mahkeme üyesi Ali Saip Ursavaş(Urfalı)’a 60.000 altın ulaştırılmıştır. Sonrasından İstabul’un en güzel yalılarını kendilerine almışlardır.  

Sözde Adalet bakanı Mahmut Esat Bozkurt; Bu memlekette Türk olmayanların, bir tek hakkı vardır; Türklere hizmetçi olmak, Türklere köle olma hakkı.(Hâkimiyeti Milliye Gazetesi)

D. Bakır istiklal mahkemesi savcılarından Ahmet Süreyya; Mahkemeye Türkçe bilmeyen bir genç getirilmişti. Mahkeme heyetinden biri ‘Türkçe bilmeyenden zaten hayır gelmez, asın bunu’der ve asarlar.

Kıyam sonrası Şeyh Said’in tüm ailesi sürgün edilir. Oğulları Ali Rıza, Gıyaseddin, Selahaddin, A. Haluk ve Ahmet, Kırklareli vize ilçesi, Midye ve Sergen köylerinde sürgün hayatını yaşarlar. Devlet Şeyhin ailesine Fırat soyadını vermiştir. Şeyh Abdulillah Fırat’ın anlattığına göre, kendileri 13 yaşındayken 1959 sonlarında Ankara Beyrut palas otelde Şeyh Selahaddin ve Şeyh Ali Rıza ile birlikte Üstad Bediüzzaman ile görüştüklerini, Üstad’ın kendilerine çok ilgi gösterdiğini söylemiştir.


Kıyamdan sonra Şark ıslahat planı devreye sokuldu ve Doğu-Güneydoğu bölgelerinde vilayet kaza merkezlerinde Türkçeden başka bir dil kullananlar, Hükümet emirlerine aykırı davranmaktan cezalandırılmışlardır.                                                                                                                                          

Varto’da  Xormek ve Lolan aşiretleri, Siirt Xerzan bölgesinden Cemilê Çeto, Urfa bölgesinden Milli ve İzoli aşiret ağaları, Mardin, Midyat ve Gercüş bölgesinden ağalar…                                                         

Genel olarak Şeyh Said kıyamından Fani ağalar, ruhani ağalara yani Şeyhlere ihanet etmişlerdir.  Şeyh Said, kıyam başarılı olmazsa yaşanacak mezalimi görerek, davet mektuplarından birinde şöyle buyurmuşlardır; 1300 seneden beridir cenabı hakkın Peygamber efendimizi göndermekle neşir ve tebliğ ettiği dinimizi imhaya çalışanlara karşı harp ilan ettim. Bunda bana yardım edilmezse, cümlece mahvoluruz.  Ve netice maalesef öyle olmuştur. Kıyama iştirak edenler ve etmeyenler cümlece zulme uğramışlardır.

Çamur at izi kalsın

Kemalistler
kıyam hareketini içerde özellikle batı illerinde desteksiz bırakmak için, harekete Kürtçü ve İngiliz işbirlikçisi, dediler. Avrupa’dan harekete karşı destek almak ve onlardan tepki almamak içinde hareket için Dinci dediler. Şeyh Efendi için İngiliz ajanı diyenlerin kendisi, İngilizlerin işgale son verirken, memlekette kendileri adına bekçilik için bıraktıklarıdır.

Bölgede Kürtçülüğü kullanan PKK ise Şeyh Sait için Kemalistlerin iftiralarının aynısını dillendirmektedir.
Başka bir kesimde Üstad Bediüzzaman üzerinden Şeyh Said’in İslami kıyamını iftiralarla meşru olmayan bir isyan gibi gösterme uğraşı içerisindedirler.
Üstad Said’i Nursi’nin Bitlis’te 1913 yılında Şeyh Şahabeddin, Molla Selim ve Seyyid Ali önderliğinde Osmanlı içerisindeki İttihad Terakkicilere(İT) karşı kıyam etmeyi uygun görmemesi üzerine söylediği sözleri, getirip Şeyh Said’in İslami kıyamı hakkında söylenmiş gibi göstermeleri büyük bir iftiradan başka bir şey değildir. 

Kaldı ki Üstad el yazması Şualar eserinde,  ‘Şeyh Said-i Palevi ve rüfekası hakiki şehittirler’ diye söylemiştir.

Müslümanlara iftira atanların yüzleri kara olsun.

Son olarak Kemalistlerin ülke halkına özellikle Müslüman Kürtlere yaşattıkları mağduriyetleri ve sebeplerini mevcut Ak Parti Hükümetinin bir an önce ortadan kaldırması lazım. Bu vesileyle Şeyh Said’in mezar yerinin de ivedilikle açıklanması ve halkın gönlünde zaten var olan itibarlarının Devlet tarafından da iade edilmesi gerekmektedir.

Günümüzde Müslüman Türk ve Kürd halkı da geçmişi iyi okuyup idrak ederek İngiliz, İsrail, Abd gibi terörist zalim devletlerden hiçbir şekilde ve hiçbir şey için medet ummadan İslam kardeşliğinin eşitlik esasını kendi aralarında tesis etmeliler. İşte o zaman yüz yılların sorunlarından kurtulmuş olup, arzuladığımız güç ve izzeti yakalamış olacağız.

 

 

foto
Yazar: M. Ali ORTAÇ
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal