loader

TEBLİĞ, TEBLİĞ VE TEBLİĞ

BİSMİLLAH

Maalesef İslam toplumunda ve Müslümanlara İslami tebliğden bahsediyoruz. Başlığımız da üç defa tebliğ lafzını yazdık. Yani demem o ki tebliğten başka bir işimiz yoktur. Ayrıca tebliğin de üç boyutu var. Bu yazımda bu üç boyuttan bahsetmek istiyorum. Birincisi: İnsanın kendi nefsine tebliğ yapmasıdır. Bu tebliğ ömür boyu süren bir serüven ve çalışma gerektirir. 

Ben Müslüman oldum, mümin oldum, muvahhit ve mücahit oldum deyip kendi nefsinden vazgeçmemesi lazımdır. Bilakis, her zaman insanı iğfal etmek için teyakkuzda bekleyen insi ve cini şeytanlar beklemektedirler. Bir ağacı sular gibi günlük nefsine tebliğ yapıp onu beslemek lazımdır.

Bilindiği gibi savaştan dönen sahabelere Resulullah (s.a.v.) “Küçük cihadı bitirdiniz şimdi sıra büyük cihattadır.” diye ashabı uyarması bundandır. Donanımlı ve sürekli uyanık olmak lazımdır ki tebliğ görevini diğer alanlara kaydırabilelim.

Bunun tebliğciye lazım olan nefis tezkiyesi ve ilim ile meşgul olmasıdır.İkincisi: Aile efradına tebliğdir ki buda bir ömür boyu çalışma gerekmektedir. Başta eş ve çocuklarımıza tebliğ görevimizi hakkıyla yerine getirmemiz gerekir. Bir tebliğcinin aile bireylerinde bir noksanlık varsa tebliğ görevini yerine getirmesi zorlaşır. Bu sebeple aile bireylerimizi birer tebliğci olarak yetiştirmeliyiz. Bir tebliğcinin en büyük destekçisi ailesidir.

Hem kendisi hem de ailesi model olmalı ve tebliğ ettiklerini bu şekilde etkilemelidirler. Her Müslüman tebliğci, kendi ailesini yetiştirirse bu kendisine yetecek bir potansiyeldir. Aile bireylerini gözardı eden bir tebliğcinin dışa karşı tebliğ çalışması verimli olmayacak ve hep nakıs kalacaktır.Üçüncüsü: Topluma karşı olan tebliğ görevimizdir.

Üste belirttiğim iki konuyu uyguladığımızda karşımıza yaşadığımız toplumumuz çıkacaktır. Bu; akraba, komşu, köylü veya yaşadığımız günlük sosyal ilişkide olduğumuz her bireydir. Bilindiği üzere Ashab-ı Kiram (r.a.) daha namaz, oruç, zekât ve örtünme farz kılınmadan, topyekun tebliğ görevini yerine getirmiş bu konuda kadını-erkeği, kölesi-hürü durmadan tebliğ yapmışlar.

Mekke’den Medine’ye bu yolla ulaşmışlar ve Devleti İslamiyeyi kurup tüm cihana yaymışlar. Maalesef bize İslam toplumunda Müslümanlara tebliğ yapma görevi düşmektedir.

Toplumumuz yüzyıllardır İslam’dan uzaklaştırılmış, cahil bırakılmış, fikren ve ahlaken yozlaştırılmıştır. Bize, yani bilinçli Müslümanlara çok ağır bir yük ve mesuliyet miras bırakılmıştır. Bu sebeple tebliğ, tebliğ ve tebliğ diye haykırmamız bundandır. İçinde bulunduğumuz bu Mübarek Ramazan ayını bir milat kabul edip tebliğ çalışmalarımızı ikiye üçe katlamalıyız. Her tebliğci gelecek ramazana kadar üç kişi ile ilgilenip sayısını üçe katlamalıdır. Vaktimiz yoktur.

Görüldüğü üzere Siyonist ve emperyalist kâfirler her beldemizi bir şekilde kuşatmış durumdadır. Onlarla mücadele etmek için sayıca çoğalmalıyız. Bunu yapmalıyız ki her müslümanın dinine dönmesi ve bilinçlenmesi küfrün surlarında açılacak bir gedik, ümmetin içinde bulunduğu durumdan kurtulması için bir güç ve kuvvet olacaktır.

“Bir insanın hidayetine vesile olmak dünya ve içindekilerinden daha hayırlıdır.” Hadisi Şerifini unutmamak ve tebliğimiz sonucu bir kişinin İslam saflarına katılması bizim için bir artış, aynı zamanda bir kâfirler için bir eksilmedir. Ümmettin içinde bulunduğu durum gösteriyor ki tebliğ vazifesi farz-ı ayn hükmünü almıştır. Bunu yapmayan kardeşlerin mesuliyeti ve hesabı ağır olacaktır.Vesselam

foto
Yazar: ZeyneL Abidin GÜLSEVER
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal